11 Nisan 2012 - 04:58

Bismillah. Muhafazakar medyanın ve yazarlarının İran konusunda yaşadığı akıl tutulmasını geçen yazımızda ele almaya çalışmıştık. Özellikle 8 Nisan'da ZamanGazetesi'nde Hamdullah Öztürk'ün kaleme aldığı "İran Meselesini Bedri Binbaşı Çözer'' Başlıklı yazı, yaşanan akıl tutulmasının paranoyaya dönüştüğünü göstermesi açısından bir hayli endişe verici ve bir o kadar da üzücü.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Söz konusu köşe yazısında İran,  Suriye ve İsrail'le bağlantılı bazı iddia, görüş ve yorumlara da yer verilmiş. Fakat o konularla ilgili düşüncelerimi defalarca belirttiğim için bu yazıda o konuya girmeyeceğim.

Ayrıca Başbakanımızın İran'la iligili sert çıkışını da Allah (c.c.) u nasıb ederse başka bir yazıda değerlendirmek istiyorum.

Bu yazımda '' Bedri Binbaşı '' meselesini ele almaya çalışacağım.

Öztürk'ün köşe yazısında , Abdullah Aymaz'ın güvendiği bir şahsın rüyasında İran meselesini Bedri Binbaşı'nın çözeceğini söylediği naklediliyor.

Bedri Binbaşı , on sekiz sene önce Sarıkamış'ta çıktığı bir operasyonda özel suikast silahıyla şehid edilmiş bir asker. İnançlı biri olan Bedri Binbaşı'nın kuşkulu bir şekilde şehid edilmesinin arkasında Ergenekon parmağının olduğu anlaşılıyor. Allah (cc) bu vatan evladına gani gani rahmet eylesin.

Söz konusu yazının bizi endişelendiren tarafı ise yazarın , ŞEHADET-BEDRİ-İRAN üçlemesinden yola çıkarak toplumumuza vermek istediği mesaj. Bu yazıyı okuduğumdan beri , ' yazar ne demek istemiştir ?' diye düşünüp duruyorum. Bu çerçevede zihnimde oluşan soru işaretlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Cemaat üyelerinin rüyaya çok önem verdiği ve görülen olağanüstü rüyaları çevrelerine aktardıkları bilinen bir gerçek. Burada can alıcı soru şu : '' Acaba görülen bu rüyaları nasıl yorumlamak gerekiyor ve bu rüyalarla amel etmek ne kadar doğrudur ? Bedri Binbaşı bu rüya yoluyla İran'a karşı cihad (!) çağrısı mı yapmaktadır? ''

Yazar bu rüyayı okuyucularına aktararak , '' İran'la ilgili olarak ortaya çıkan problemlerin çözümü askeridir mi demek istiyor,daha net bir ifadeyle Mehmetçiği İran'ın üzerine sürüp bu işi bitirelim mi ?'' demek istemektedir. Ya da en azından , Türkiye toplumunun zihninde yeni Yavuzlar ve Çaldıranlar mı oluşturmak istiyor ?

Ayrıca şehidlik gibi kutsal İslami bir kavram , sadece '' Mehmetçiğimiz '' için mi geçerlidir ? Ülkesini , namusunu , dinini vb. kutsal değerlerini savunurken ölen diğer komşu müslüman ülkelerin askerleri şehid sayılmaz mı ? Yazarın bu bakış açısı İran'ı ve şiileri müslüman kabul etmeyen bir zihniyetin tezahürü müdür ?

Cemaatin yayın organları ve yazarları , İran aleyhindeki her haber ve yorumu Türkiye  kamuoyuna aktararak neyi hedefliyor ? Türkiye ile İran'ın çatışma halinde olması kime hizmet eder ?

Diğer taraftan İran karşıtlığı ve hatta düşmanlığının Cemaate ; ABD , İSRAİL VE AB ülkeleri nezdinde meşruluk kazandırdığı mı zannediliyor acaba ?

Eğer cemaatin İran'da okulları olmuş olsaydı , İran'a bu derece yüklenilir miydi?

Camia , '' En doğru biziz herkes bize tabi olmalı , İslam'ın günümüzdeki en iyi ve hatta tek temsilcisi biziz '' mantığıyla mı hareket etmektedir ?

Bu soruları çoğaltmak mümkün , fakat işin esas can alıcı tarafı ; bu sorulara , başta cemaatteki kardeşlerimiz olmak üzere toplumun farklı kesimlerinin vereceği cevaplardır.

Şundan emin olun ki , bu topraklar üzerinde ne ABD ne İsrail ne de diğer Batılı devletler kalıcı değil , onlar eninde sonunda defolup-yokolup gidecekler ve biz Ortadoğu'da yaşayan müslümanlar şiisiyle-sünnisiyle burada yine başbaşa kardeşçe yaşamaya devam edeceğiz İnşaAllah.

Rabbimizden niyazımız , hem bu dünyada hem de ahirette bizi birbirimize karşı mahcup edecek söz ve amellerden koruması ve bu hassasiyetle yaşamayı bize nasip etmesidir.

Selam, birbirlerine karşı kalplerinde kin ve nefret yerine aşk ve muhabbet taşıyan müslümanların üzerine olsun.

Kemal Kemahlı